Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Ipek Alkan

10 seneye yakın süredir; farklı sektörlerde faal olan (havayolu, perakende, enerji, kağıt vb.) firmaların yaşadığı problem ve ihtiyaçlara uygun çözümler geliştirip yönetiminde de aktif rol alan; öncelikli olarak Pazarlama, Stratejik Planlama ve Uygulama konularında danışman.

Görüntü herşeydir, ses hiçbirşey

Duymayan kalmadı. Beyonce yeni bir albüm çıkarttı hem de sessiz sedasız. Fakat duymayanımız kalmadı. Neden? Çünkü çok farklı, alışılagelmedik bir yol seçti. Albümde bulunan her şarkıya 30 saniyelik klip çekti ve bu klipler öylesine klipler değildi. Bildiğimiz prodüksiyondu. Her birisine bolca para harcanmış ve çok iyi kurgular yapılmıştı.

Müzik endüstrisi için yeni bir çağ gibi düşünülen bu adım aslında dünyamızın geldiği noktayı özetliyor.

Eskiden, Facebook’ta statüleri okuyorduk. Twitter’daki postların birçoğunun linkine de bakıyor ve okuyorduk. Okuyorduk kısacası. Zaman harcıyorduk. Bir konu üzerine vaktimizi verebiliyorduk. Artık durum değişti! Bundan birkaç zaman önce Facebook’ta video ve resim paylaşabildiğimiz an, olay Youtube’a mı kayıyor demiştik, halbuki dönüştüğü şey Youtube değildi. Tüketicilerin değişen alışkanlıklarına göre şekil değiştiriyordu.

Beyonce ve ekibi de bu değişimi çok iyi anlamış. Facebook’u, Twitter’ı kullanan tüketici, aynı zamanda müzik dinleyicisi. Ve tüm alışkanlıklar, müzik sektörünü de etkiliyor. iTunes’ta 30 saniyelik şarkı dinlemeleri, görselsiz o kadar da ilgi çekmiyor. Ne zamanki YouTube’ta “lyric video”lar oluşturuluyor, şarkılar o zaman dinleniyor, keşfediliyor.

Lyric videolar da bu değişimin bir parçası.

Sonuç olarak, çok sevdiğim bir sözü, genele yaymak isterim. “Markalar yanlış seçimler yaptıkları için başarısız olmazlar, uzun süre aynı doğru şeyi yaptıkları için başarısız olurlar.” Duydunuz mu popüler kültür?

Beyonce’un videoları için: Bassana

20131214-223046.jpg

Bana bir masal anlat baba

Düşünüp duruyorum bazı bazı, bazı projeler tutuyor da bazıları neden tutmuyor. Sonra kendi kendime cevabı buldum. Fakat, cevabı sizlerin de benim gibi bulmasını istiyorum.

Vizyonda onca film var. Hangi filme gideceğinize nasıl karar veriyorsunuz?

Başrol oyuncuları, yönetmeni, yapımcısı? Tüm bunlar ne kadar önemli olsa da, en önemli konu hikayesi! Filme gittikten sonra da o filmi beğenip beğenmediğinize kurgusunun ne kadar iyi olduğuna bağlı olarak karar veriyorsunuz. Burada, markayı başrol oyuncusu, yönetmeni markada çalışanlar ve yapımcısı ajans olarak düşünelim. Hikayesi ise marka olarak projesinde anlattığı hikaye, kurgusunu da kullanıcının anlamlandırmasındaki kolaylık olarak kabul edin. Yani, bir projeyi bu açıdan incelediğimizde mekanikten daha çok arka plandaki hissettirdiği, anlattığının önemini anlayabiliyoruz.

Hikayesiz bir marka, hiçbir şeydir!

Coca-Cola’nın hikayesi “mutluluktur!”
Apple’ın hikayesi “farklılıktır!”

Ünlenen şarkıları düşünelim. Her birisinin şarkı sözlerinin yanında, kime ve ne zaman yazıldığının hikayesi konuşulur durulur. Neden? Dinleyenler, şarkıyı o hikayeyle hayal etmek isterler.

Bu yüzdendir ki hikayesiz olan her iş başarısızlığa mahkumdur. Kurgusuz projeye saygı duyulur ama sevilmez.

Çağımızın pazarlama mucizesi Lady Gaga’nın da “çılgın bir kurgusu” vardır ve bu yüzdendir ki başarıya ulaşmıştır.

Bazen, markalar ve ajansları müşterileriyle irtibata geçerken o kadar çok mekaniğe ve sonuca odaklanır ki, oraya giderkenki yolculuğu unutur. Halbuki, kullanıcı için önemli olan o yolculuktur. Parçası olacağı hikayedir.

Hikayeye odaklanın ey dostlar. Bir hikaye anlatın!

20131212-222917.jpg

Promoted Tweet: Stil Herşeydir

Twitter’da markaların WOM yaratmak için en çok kullandığı yöntem promoted tweet. Ne işe yarar bu tweet türü? Bir miktar para vererek kendi hashtag’inizi Trending Topic yapıyorsunuz, böylelikle insanlar TT’de gördükleri konu hakkında Tweetler atmaya başlıyorlar. Böylelikle de markanız hakkında da konuşturmuş oluyorsunuz. En önemlisi de TT’nizin çoğunlukla markanızın adını barındırmaması. Asıl amaç markanızın alt mesajının insanların yaratıcılığıyla altının çizilmesi. Buraya kadar herşey normal, tabii doğru yapıyorsanız.

Şimdi, hatta bugün, Elidor da böyle bir kampanya başlattı. Promoted tweet: #StilHerşeydir. Bunu da ELLE Style Awards 2013 ile bağlanmaya çalışılmış.

Bunu teklif eden ajansa ve yapan departmana birkaç sözüm var.

– StilHerşeydir muhabbet başlatacak bir cümle değil, kesin bir yargıdır. Yargı hakkında ancak tartışırsınız veya eleştirirsiniz. Kabullenedebilirsiniz fakat bu sizin fikriniz olmaz.

– Sosyal medya yargıları sevmez. Dalga konusu olursunuz.

– Yaşadığımız dünya monolog değil dialog üzerine kurulu. Yargılar iticidir, dialogu engeller.

Olmamış.

Neler olabilirdi? İlla stili kullanacaksak…

#StilimiKoruyorum
#Stilİçin
#StilDediğin
#SenBenStil

Muhabbete açık olun ey markalar!

20131206-231026.jpg

Bugün Kültür Üniversitesi’ndeydim!

Bugün, Kültür Üniversitesi’nde, değerli üstad, pek başarılı hocamız Mehtap Gülaçtı’nın İşletme sınıfında Pazarlama’nın değişen yüzünü konuştuk.

Değişen yüzünde anlatacak o kadar çok şey var ki aslında. 1 saatlik zaman diliminde 4P’nin SAVE’e dönüşünden, değişimle gelen kanal farklılıkları ve artışından bahsettik.

Sonra da geldiik Word-of-Mouth konusuna! Örnek olarak da flash-mob’dan T-mobile Heathrow videosunu izledik.

Literatürde bunların bulunmaması üzücü, en eğlenceli konuları iş hayatına bırakıyoruz. Umarım sınıftaki arkadaşlara Pazarlamanın gülen yüzünü gösterebilmişimdir. :)

20131203-223125.jpg

Türkiye’de gazeteciler içeride

Statista, dünyada bulunan ülkelerdeki gazetecilerin hapishanede bulunmasını incelmiş ve içerideki gazeteci adedine göre bir sıralama yapmış. Birinci olan Türkiye’yi ikinci sırada İran takip ediyor.

Grafikteki ülkelere baktığımızda, refah seviyesine veya modernizmine ulaşmaya çalıştığımı tek bir yer bile görünmüyor. Özgürlük kelimesinin bu denli kullanıldığı zamanlarda, böyle bir tablonun önümüze çıkması sizleri de düşündürmüyor mu?

20131201-221917.jpg

Düşünce ve basın özgürlüğü, o ülkedeki “yaratıcılığı” ve “gelişimi” tetikleyen yegane oluşumlardır. Bunlarda yaşadığımız kayıplar, Avrupa ve Amerika’daki projelerden çokça “esinlenmemizi” ve “kopya etmemizi” açıklıyor. Zira, bu esinlenmeler yapılırken bile “aman şu ne der?”, “bu yanlış anlaşılır mı?” diye düşünmekten, tam serbest hareket edemiyoruz.

Yeni ürünler, projeler çıkmıyor diye bizleri eleştiren kendime bile kızdım şimdi. Bu tabloda, bulunduğumuz nokta bile iyiymiş!