Bu aralar binlerce kişinin tanıştığı bir adam var; Mehmet Pişkin. Kendisiyle görüşmemiz yaklaşık 14 dakika sürdü. Hep o anlattı da hepimiz ilk kez dinledik, konuşmadık ve lafını kesmedik. Düşünüyorum da uzun zaman olmuş söz kesmeden dinleyeli. Bir insanın söyleyeceklerine odaklanmak ve karşındakini anlamaya çalışmak için uğraşmak ne kadar da kolay ve bir o kadar da zormuş dedim kendi kendime.
Ama kısa sürdü.
Mehmet, 14. Dakikanın sonunda sigarasını söndürdü ve hem muhabbetimize hem de yaşamına son verdi.
Videosunu izlediğim andan itibaren kendisini düşünüyorum. Kendisinin Facebook sayfasındaki fotoğraflarına baktım, yaşamından bu noktaya nasıl vardığını da anlamlandırmaya çalıştım. Bir de neden bu kadar içime oturdu diye sorguladım kendimi.
Sonra anladım.
Mehmet birçoğumuz ve birçoğunuz gibi, eğitimli, belirli bir yaşam standardı ve çevresi olan, yaşamı az çok bizlere benzeyen bir kişiydi. Kendimizin veya etrafımızdaki insanların bu noktaya gelebileceğini fark etmek şok etti.
Neden mi?
En kolayından söz edelim. Sosyal medya kanallarına girdiğimizde çevremizdeki insanların eğlenirken, aşırı mutlu ve aşırı sükse ettikleri anların fotoğraflarını görüp duruyoruz. Hatta, öyle ki herkes bir yarışa girip kim daha iyi eğleniyor, kim daha etkileyici yarışlarına giriyor. Değil ki gerçekten etrafımızdakilerin nasıl hissettiğini anlamaya çalışmak, kendimizin bile gerçekten ne hissettiğini düşünmüyoruz. Dinlemiyoruz.
Dinlemek zor geldi bence. Bir de ilk kez sosyal medyada viral olarak gerçek bir duygu görmek.
Gücünü duyguya harca ey okuyucum. Etrafında olanlardan sen de sorumlusun.
Fatih Altaylı’yı sevmem fakat köşe yazılarındaki bu bölümü hep okurdum. Kendince bulunduğumuz hale dikkat çekmek için sorduğu soruya cevap veriyordu. Tek cümle ile.
Bugün ben de, nacizane, kendimce birkaç cevap vermek istiyorum.
Ne zaman adam oluruz?
– Karşı tarafa soru sormak ile karşı tarafın emeğine saygısızlık yapmak arasındaki farkı anladığımızda.
– Zeka ile kendini dev aynasında görme arasındaki ince çizgiyi fark ettiğimizde.
– Hep bana, hep bana demediğimizde.
– Alttakini daha da bastırmak yerine yukarı çekmenin daha asil ve doğru olduğunu anladığımızda.
– Yaşa değil başa baktığımızda.
– Herkesin aptal kendimizin akıllı değil de kendimizin aptal olduğunu fark ettiğimizde.
Malumunuz, iPhone6, iWatch, iOS8 derken, Apple bombardımanına tutulacağımız bir sonbahar yaşayacağız. Şimdiden birçok dedikodu çıkmaya başladı bile. Açıkçası, birçoğunun -özellikle tasarımların- hayal ürünü olduğunu düşünüyorum.
Amma velakin, iOS8’in bundan birkaç ay önce yapılmış olan lansman toplantısında anlatılanlar ve internette dolaşanlarla, blogumda yeri hakettiğini düşünüyorum.
Kullanıcılar için iOS8 Ekosistem: iOS8 ile birlikte, tüm Apple cihazlarınız birbiriyle konuşabiliyor olacak. Örneğin; iPhone’unuzdaki bir fotoğrafınızı, iPad’inizde de görebiliyor olacaksınız. Bu özellik, kullanıcı için kolaylık olmasının yanında, Apple için de daha fazla cihaz satmak için fırsat anlamına geliyor. Anlık Paylaşım: SMS’leri artık sesli gönderebilip, hızlıca video da gönderebileceksiniz. Aynı zamanda grup sohbeti de başlatabileceksiniz. Lokasyonunuzu grupla paylaşabileceksiniz. Bu özellikleri bir yerden hatırlıyor musunuz? Ben söyleyeyim, WhatsApp! Apple, yine yeni yeniden, WhatApp’i diskalifiye etmeye çalışıyor. İşin komik tarafı yeni sahibi Facebook da Messenger ile bu pazara girmeye çalışıyor. Şimdilik çok işe yarayacağını sanmıyorum, zira kullanıcıların alışkanlıklarını değiştirmeleri için vaad edilen bir yenilik yok. Kullanım (usability): Görünen o ki kullanım kolaylığı üzerine daha da çok çalışılmış. Özellikle, tasarımsal anlamda, kısayollarla hızlı erişim için gerekli adımlar atılmış. Akıllı Klavye: Daha önceki yazdıklarınızı baz alarak, kelimeleri ve cümleleri tamamlayan bir QuickType teknolojisi de parmak uçlarınıza geliyor olacak. Enteresan tarafı ise, bu özellikle beraber yazınızı SMS’te mi yoksa epostada mı yazıp yazmadığınızı da anlayacak olan cihazınız buna göre “resmi dil” ve “sokak dili” ayrımını da yapabilecekmiş. Ben Türkçe dili için pek umutlu değilim. Aile Paylaşımı: Aile bireylerinizden azami 6 kişiye kadar herkesle uygulamalarınızı, fotoğraflarınızı ve hatta kitaplarınızı bile paylaşabileceksiniz. Bu özelliğe bayıldım, desem?! iCloud Büyüyor: iCloud üzerinden her cihazınızda, her dosya üzerinde çalışabiliyor olacaksınız. Yaşam Kontrolü: Sağlığınızla ilgili kalp atışı, kilonuz, uyku düzeniniz vs gibi konuları takip edebileceksiniz. Bu özelliğin nasıl çalıştığını şu an için bilmesem de içimden bir ses, şarjı yiyip bitirir diye söylüyor. Arama: Cihazınızda yaptığınız aramaların sonuçları konumunuza göre kişiselleşebileceği gibi, ayrıca internette herhangi bir kaynaktan size öneri de sunabilecek. Burada da Apple’ın Google’a saldırdığını görüyoruz. :) Paylaşım: Yeni açılımlarla artık bir görseli paylaşmak istediğinizde sadece sınırlı sayıda gördüğünüz eposta vb. gibi standart seçimler olmayacak. Sosyal Medya kanalları da buna katılıyor olacak. Filtrelemeler: Camera Roll içerisinde farklı bir uygulamanın filtrasyonunu kullanarak, fotoğrafları düzenleyebileceksiniz. Burada da Apple’ın Instagram’a saldırdığını görüyoruz. :)
Developer’lar için iOS8 Uygulamaların Ulaşımı: Çok da ek uğraşa gerek kalmadan, sosyal medya ağlarıyla bağlantının güçlendirilmesiyle, oluşturduğunuz uygulamaları dünyaya duyurmanız daha da kolay hale gelecek ve bir yandan da kullanıcıların sizi tercih etmesi için fırsatınız artıyor olacak. Bu özellik Android’de vardı ve artık Apple da bu furyaya katılıyor. Fotoğraflara Dokunun: Kuliste de bulunan birisi olarak hayallerimizden birisi olan Camera Roll içerisinde, istediğiniz uygulamanın filtresiyle fotoğraflarınıza dokunma özelliği sanıyorum geliyor. Haydi hayırlı olsun! Özel Eylemler: Geliştiricelerin eylem ataması için imkan sağlıyor. Bildirimler: Uygulamanızla beraber, kullanıcıların bildirimlerinde ikon olarak var olabilecek, “son dakika haberi” veya “maç sonucu” gibi bilgileri buradan verebileceksiniz. Belki bu şekilde bildirimleri ben de kullanmaya başlarım. Zira şu an gerçekten de bir işe yaramıyor. Klavyeler: Farklı klavyeler kullanılabilmenin yanında klavyelerde düzeni değiştirme özelliği de geliyor. Kullanıcı olarak ne işimize yarayacak şu an öngöremedim. Belge Yönetimi: Şaşırtıcı bir özellik, mobil cihazınızda desktop görüntüsünü andıran bir dosya düzenleme mantığı geliyor. AppStore: Appstore’da uygulamaları bundle yapabiliyor ve hatta uygulamanızın videosunu koyabiliyor olacaksınız. Testflight: Apple, Testflight’ı satın almıştı, bildiğiniz üzere. Buna bağlı olarak, Testflight kullanımında da geliştiricilere özgü değişiklikler gelecek.
Genel olarak iOS8
Çok ama çok özellik var, ben dikkat çekenleri toparlamaya çalıştım. Ayrıca, aşağıdaki videoyu da izlemenizi tavsiye ediyorum.
Sonuçta insan bakına düşünüyor, Apple birçok farklı kaynaktaki iyi özellikleri iOS8’de toparlayıp, üzerine de birkaç yenilikle konuyu tamamlamış. Doğru bir strateji fakat her uygulamaya ya da rakibine saldırıyor olmak da bir süreden sonra “inovatif” algısını kaybettirecek diye de düşündürmüyor değil.
Bloguma gösterilen yoğun ilgi beni gerçekten de çok memnun ediyor.
Günler geçtikçe, fark ettiğim en büyük değişim ise, sadece “pazarlama” değil, “genel” konular hakkında da sizlerle düşüncelerimi paylaşıyor olmam.
Bu sebeple, blogumun yeni ismini sizlerle tanıştırmak istiyorum; Mitokondrim!
Mitokondri, biyolojiden bildiğimiz, hücre içerisinde enerjiyi üreten organel oluyor. :)
Blogumunu tamamen “Düşünce üreten hücre” kıvamına getiriyorum.
Tüm takipçilerime ve okuyucularıma hayırlı olsun. :)
Son günlerde beni sarsan ve yaşam ile ölümün ince çizgisini hatırlatan iki ölüm gerçekleşti; Yetenek Dehası Robin Williams ve Büyük Başkan Süleyman Seba. İşlerinde çok başarılı olmalarının yanında, tiyatroya olan ilgim ve Beşiktaş’a olan aşkımla, ölümlerinin etkisi daha da uzun soluklu oluyor.
İnsanların Instagram’da, Facebook’ta veya diğer mecralardaki paylaşımlarına bakıp kalbim paramparça olurken, bir anda bir şimşek çaktı. -Metafor olarak tabii ki.-
Yanlış ifade etmekten korkarak, keşfimi/ hissimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ölümler unutulmaz fakat zaman alışmamızı sağlar.
Ölümle ilk karşılaştığımızda yaşadığımız acı ve şaşkınlık ağırdır. Hava üstümüze çöker, duvarlar sıkıştırmaya başlar. Öyledir ki, bir an gelir gözyaşlarımız biter.
Ölümden daha ağır olan şey ise; giden kişinin yerine hiçbir şeyin, hiçbir kimsenin konulamayacak oluşudur. Herkes kendi yolunda tektir ve ayrıdır. Kabul. Amma velakin giden kişinin takibinde olan birisini görememek daha da korkutucudur. İşte benim de Seba’nın ve Williams’ın ölümünde hissettiğim his budur. Hissim, bir rengin kaybolması gibi, keşfedilen bir icadın yok olması gibi bir şey.
Bu ölümler bana yeni nesil olarak bizlerin, “amaçsız”, “tüketen” ve dünyaya birşey bırakmak yerine birşey almak üzerine kurgulanmış robotlar olduğumuzu hatırlatıyor. Ne yazıktır ki, bizden sonraki neslin böyle yas tutabileceği insanlar şu anki nesilde yok denecek kadar az. Yanlış anlaşılma olmasın, sadece Türkiye’den bahsetmiyorum, kastım tüm dünya.
Seba ve Williams gibi insanların ölümleri beni uyandırmıştır. Bir sonraki nesile böyle ölümler bırakabilmeniz için sizlerin de uyanmanız dileğiyle.