Parmaklarımızın ucundaki çıplaklık

Bugün gündeme farklı bir açıdan bakalım; müzikten.

Eski N’sync grubunun dikkat çekici solisti Justin Timberlake uzun yıllardır uğraştığı solo kariyerinde çok iyi bir yer elde etmeyi başardı. Hatta öyle ki, uzun bir dönem albüm çıkartmadı ve artık oyuncu olmaya karar verdiğini de açıklamıştı. Sonraları alınan duyumlara göre yıllar önce yapım şirketiyle yapmış olduğu anlaşmaya göre birkaç tane daha albüm yapma zorunluluğu olan JT bu sene albüm çıkarttı. Yeni tarzı, hayranlarını ne kadar mutlu etti bilemiyorum ama son single’ı hayranı olan ya da olmayan herkesin – özellikle de erkeklerin- dikkatini çekmeyi başardı.

Single’ın adı Tunnel Vision.

Birkaç gün önce olsaydı şarkının klibinin Youtube linkini veremezdim çünkü “uygunsuz içerik” sebebiyle yayınlanmıyordu. Fakat az sonra linki de paylaşacağım.

20130705-231251.jpg

Şarkının dikkat çekiciliği de zaten videosuyla başlıyor.

Videoda üstü başı çıplak kadınların erotik dans figürleriyle şarkının ritmine göre dans ettiklerini görmek dışında yakın markajda erkek dudağı görüp görüp duruyoruz. Çıplak hanımları çok uygunsuz bulan Youtube ise göstermeyi durdurduğu videoyu 2 gün sonra tekrar yayına koymuş.

Video gerçekten erotik mi?

Bence evet. Özellikle de kadın vücudunun bu kadar çokça ve açıkça bir araç olarak kullanılması rahatsızlık verici. Yine de bu tarz şeylerin yasaklanmasının doğru olduğunu düşünmemekle beraber internette sakıncalı malzemelere ulaşma kontrolünün nasıl yapılacağı konusunu aklıma getirdi.

Bir video klipte çıplak kadınları görmek çok da korkunç olmasa da bu tarz yaklaşımları normalize etmekte büyük etkisinin olduğu bir gerçek. Fakat daha da önemlisi aile paketi adı altında çocuğunun girdiği siteleri kontrol altına almaya çalışan bir ailenin kontrol mekanizmasını da tamamen çürütüyor.

Devlet nasıl el atmalı?

Devlet tek tek tüm videoları inceleyemez. Zaten iş, şarkı klipleri ile bitmiyor. Devlet bunu kontrol edemez. Ya sanatçıyı ya da platformu bloke etmek zorunda kalır ki platformları bloke etmek bilgi alma özgürlüğünü engellemek demektir. Ki bunun da kaçış yolları mevcut.

Ee o zaman?

O zaman iş ailelerde bitiyor. İnternet derya deniz. Birçok faydalı bilgiyle beraber yanlış içerikle de dolu. Amma velakin bunlara ulaşmak için bir cihaza ihtiyaç duyuluyor. Bu cihazın (iPad, iPhone, PC vb.) kimin tarafından, ne kadar süre ile ve ne zaman kullanılacağına ebeveynler karar verebilir. Çocukları ile ilgilenme fırsatı bulamayan ailelerin kafa dinleme aracı olarak interneti kullanmasına dur demek ve doğru ölçülerde internet kullanımı için çocuklarını eğitmeleri artık farz oldu.

Bundan 10 sene önce böyle bir zorunluluk yoktu. Fakat şimdi internet her yerde. Bu sebeple çocuklarınıza aldığınız, kullandırttığınız cihazların yeteneklerinden emin olmanızın faydalı ve gerekli olduğu düşüncesindeyim.

Platformlar ne yapabilir?

Platformlar çok birşey yapamaz belki ama browser’lar bence yapabilir. Uygunsuz içerik olarak etiketlenmiş videoları, fotoğrafları açmadan önce, daha önce kullanıcılar tarafından belirlenmiş şifreleri sorabilir.

Cihazlara daha farklı bir browser yüklenmediğinden emin olma görevi de yine ebeveynlere düşüyor.

Sonuç olarak, Justin’i severim. Ama bu klip olmuş mu? Kadın vücudunu araç ve seks objesi gibi kullandığı için olmamış. Buyrun siz karar verin: Tunnel Vision

Crowdfunding Direnişte

Direnişte tüm sosyal medya platformlarının etkin rol aldığını düşünüyorduk ki bir platformun daha konuya dahil olduğunu farkettik. Yeni çağın yıldızı: crowdfunding

Bildiğiniz üzere, yandaş medya ve direnişçilere destek olan medya diye, medya ikiye ayrıldı. Destek medya’da da şu kanallar/gazeteler göze çarpıyor:

– Ulusal Kanal
– Halk TV
– +1
– emTV
– Sözcü
– Aydınlık
– Yurt

Bu medya kuruluşlarının tek bir ortak yönleri var. Paraları yok, reklam alamıyorlar ve bu sebeple malzemeleri yetersiz.

Herhalde bir çoğu, direniş döneminde izlendiği kadar hiç izlenmemiştir bile diyebiliriz. Bu da hem bir yandan onlara yeni reklamlar getirse de, araç gereçlerini tamamlamada yeterince maddi güçleri hala bulunmuyor. Fakat direnen vatandaşın da haber alacak başka bir kaynağı da yok.

Ulusal Kanal buna crowdfunding ile çözüm bulmaya çalışmaya karar vermiş.

20130625-215900.jpg

Bu tip konuları takip edenler bilir. Crowdfunding denince ilk akla gelen websitesi www.indiegogo.com dur. Projenizi anlatırsınız ve ihtiyacınız olan rakamı yazar, insanlardan bağış yapmalarını istersiniz. Ulusal Kanal da 3G kameralarını arttırmak için 110.000,-US$’a ihtiyacı olduğunu belirtmiş. Şu ana kadar 21.000’i toplanmış ve insanlar bağış yapmaya devam ediyor.

Konu bağışla da kalmıyor. Hem insanların yorumlarını hem de yaptıkları bağış miktarını ve hatta kimin yaptığını da siteden takip edebiliyorsunuz. Maddi durumu iyi olmayan insanların 1,-US$ verdiğini ve daha fazla veremediği için duygusal mesajlar bıraktığını da görüyorsunuz.

Ulusal Kanal’ın seçtiği bu yol bana bazı şeyleri düşündürttü.

1) Hayatımızı değiştiren internetle bir insanın yapamayacağı şey yok!
2) Küçük işletmeler, duyguyla iş yaptıkları için interneti daha doğru (samimi) kullanıyorlar.
3) Doğru zaman ve doğru yerde iseniz, halktan isteyemeyeceğiniz şey yok.

Ulusal Kanal fırsattan istifade kendisine yarar mı sağlıyor bilinmez ama ilgi çekici bir yol seçtiği kesin. Bağış süresi 35 gün daha devam ediyor olacak, bakalım ihtiyacı olanı toplayabilecek mi? Yoksa direnenler de, ilgili medya kuruluşları gibi maddi krizde mi? :)

Rakamlarla direniş

Sosyal medyanın gücünü anladığımız ve gerçeği yansıttığını da kabul ettiğimiz bugünlerde, biraz rakamlardan konuşmak istiyorum.

Socialbakers’ın verdiği raporlara göre öncelikle Facebook ve Twitter’daki takipçi adedine göre sıralamalara bakalım.

20130620-220704.jpg

Gördüğünüz üzere, Facebook Politika filtrelemesine baktığımızda, Başbakan açık ara önde.

Gelelim Twitter’a, yine Politika sekmesine bakalım.

20130620-220958.jpg

Burada ilk sırada Cumhurbaşkanı olmasının yanında, sadece Top10’un yarısının AKP milletvekillerinden oluştuğunu görüyoruz.

Bir de son 1 ayda Twitter’da follower adedi artışına hesaplar bazında bakalım.

20130620-221243.jpg

Top5’te 4 AKP, 1 tane de Cumhurbaşkanı görüyoruz.

Bunlar bize ne anlatıyor?

Öncelikle olayların doğuşuna sebep olarak görülen sosyal medyada direnişçilerin çok da güçlü olduğunu söyleyemeyiz. Zira, bu birkaç sebepten kaynaklanıyor olabilir.

1- Direnişçilerin akıllarında bir lider olsa dahi, o lider hayatta olmadığı için “takip etmenin” anlamlı olmadığını düşünebiliriz.
2- Direnişçiler sanılanın aksine bir kişinin görüşünün peşinden gitmektense gerçekten hak arayışı peşinde.
3- Hükümet yanlısı olanlar bir ideoloji yerine bir kişiyi benimsemişler ve onu takip etmek büyük önem arz ediyor. Fikir değil kişi ön planda?
4- Eylemlerle alakalı alınacak aksiyonlarda açıklama yapanlar bu kişiler olduğu için seven de sevmeyen de takip etmeye başlamış olabilir.
5- Direnenler çok farklı görüşlerden geliyor ve tek bir yerde kümelenemiyor.

Ben hepsinden biraz olduğu kanaatindeyim.

Eylemlere destek veren hesaplarda neden artış yok?

İnsan düşünüyor. Tüm haberleşmenin gerçekleştiği sosyal medyada, destekleyen grupların takipleri neden bu kadar önemsizleşmiş? Listelere girememiş?

1- Sanıldığının aksine direnenler adetsel o kadar da fazla değil, galiba.
2- Fişlenme korkusuyla birçok kişi takip etmek istediklerini takip edemediler.

Bu rakamlar önemli mi?

Bence, evet.

Kamuoyu yoklaması yapıldığında küçük bir segmentin sorgulandığı ve buna göre projeksiyon yapıldığını düşündüğümüzde, bu rakamlar hala ve hatta daha da güçlü olarak hükümetin taraftarı olduğunu ortaya koyar. Bazıları diyebilir ki, sosyal medya mıdır kıstas? Evet öyledir. Zira, haberleşme, bilgilendirme hep buradan olmuştur. Buradaki “cephenin de” kazanılabilmesi gerekirdi. (Fişlenme korkusunu dışarıda bırakıyorum.)

Sayıca az olanların sesi de yok mu?

Katiyen, hayır. Tabii ki var. Fakat, şayet siyasi anlamda bir yapılanmaya girilecekse, hem offline hem de online olarak hareket edilmelidir.

Diğer parti üyelerinin artış sağlamaması çok şaşırtıcı değil mi?

Değil. Bu soruyu soranın da iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum. Zira bu hareket başka bir siyasi güce destek için değil, sesi duyurmak için yapıldı. Rakamlar da size kanıtı.

Bu rakamlara göre AKP, CHP’nin oylarının yaklaşık olarak 2 katına sahiptir. MHP’yi göremiyoruz bile. Ve yeni gelen takipçi adetlerine bakılırsa aradaki fark hızla büyümektedir.

Gerçekten durabilir miyiz?

Gezi Parkı ile başlayan eylemlerle beraber, halk olarak, görüşümüz ne olursa olsun, birlik olmayı, sesimizi duyurmayı, dayak yemeyi ve belki de atmayı öğrendik. Acılı bir süreçti. Tam herşey bitiyor ve ortam eski haline dönüyor derken, dün gece birşey oldu. Bir adam, Atatürk Kültür Merkezi’nin önünde durdu.

Durmaktan kastımız, bildiğiniz durmak. Olduğu yerde sabit kalarak, hiçbir aksiyon yapmadan durmak ve tek bir yöne bakmak.

Fikrin ilgi çekiciliğini ve orjinalliğini tartışmayacağım. Günün sonunda dikkat çekti ve etraf duran adamlarla doldu taştı. Ben şu an bu satırları yazarken insanlar hala sokaklarda durmaya devam ediyor.

Benim daha çok ilgimi çeken, “durmak” eyleminin yarattığı etki.

Yaşıyor olduğumuz ve ekonominin tetiklediği dünyada sokaktaki insana empoze edilmeye çalışılan tek bir şey var: aksiyon al, hareket et, durma, yetiş, koş, hızlı ol, yakala

Nike ne diyor? Just do it!
Johnnie Walker? Keep walking.
Apple? Think different.
Omo? Kirlenmek güzeldir.
Fındık? Aganigi naganigi.
Artema? Aç kapa.
Bonus Card? Alsak alsak bedavaya ne alsak?
Canon? You can, Canon.

Daha birçok örnek verebiliriz. Mesaj hep farklı görünse de sonunda, müşteriyi hep bir aksiyona teşvik etme bulunuyor.

Fiziksel olarak aksiyona geçemiyorsak, oturduğumuz yerden aksiyonda kalabilmemiz için bu sefer de sosyal medya devreye giriyor.

Facebook’ta hiçbirşey yapmasak neler yapabiliyoruz? Like et! Paylaş! Yorum yaz! Yoruma cevap ver! Check-in ver! Statünü güncelle! vb.

Twitter? Retweet yap! Quote yap! Spamle! Yok olmadı Raporla! Hadi o da olmadı favorile!

Kısacası hep bir aksiyon halindeyiz ve bu döngünün içerisinde aksiyonda kalma zorunluluğumuz gün geçtikçe artıyor. Hal böyle olunca durmak, bir nefeslenmek belki de en ilgi çekici durum haline gelebiliyor. Böyle bir ortamda durmak zor zanaat. En son ne zaman 1 dakika şöyle durup hiçbir aksiyon almadan kalakaldınız? Bu kadar temponun içinde ne zaman soluklandınız? Ben kendiminkini hatırlamıyorum.

Durma eylemlerinin amacı siyasi olsun ya da olmasın, katılın ya da katılmayın, insani olarak birşeyi hatırlattı. Bazen durmak da bir seçenektir ve belki de en doğrusudur. Durmak aksiyonsuzluk değildir. İnsan dururken de birşeyleri anlatabilir.

Bir durun ve düşünün!

20130618-222014.jpg

Diktatörlük

Diktatörlüğün kelime anlamı nedir?
TDK’ya göre, “Egemen ve mutlak siyasi bir gücün, bir veya birçok kişinin oluşturduğu bir yürütme organınca, denetimsiz olarak yürütüldüğü siyasi düzen.”

Diktatör kimdir?
TDK’ya göre, “Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse.”

Siyasi olarak baktığımızda bu şekilde fakat unutmamak gerekir ki diktatörlük sadece siyasi değil, ticari olarak da gerçekleşebilmektedir.

Şu kelimelere de bakalım.

Kurumsal nedir?
TDK’ya göre, “Değişik birim ve fonksiyonlarıyla bir kurumun niteliklerine tam anlamıyla sahip olan”

Kurumları belirli bir amaca hizmet ederek ticari bir kazanç amacı olan firmalar olarak düşünebiliriz. Çalışanları yöneten vizyon ve misyondur. Bu sebeptendir ki bir kurumun vizyonu ve misyonu yok ise o firma yok olmaya mahkumdur.

Diktatörlüğün etkili olduğu kurumlarda ise belirli bir amacın peşinden gitmek yerine baştaki kişinin, patronun istekleri ve arzularının peşinden gidilir. Aslında kurumun ticari amacı ve kazancından çok, o kişinin amacı ve kazancı önem kazanır.

Bu, ilk başta çalışanların işini kolaylaştırsa ve üstlerindeki yükü/vicdani yükü azaltsa da, zaman geçtikçe psikolojileri bozulmaya ve yetersizliklerde boğulmaya başlanır.

Ülkemiz hep ast üst ilişkisini benimsemiş ve kurumsallığa baştan aşağı çok uzak olduğu için, diktatörlük rejimi ile yönetilen patron şirketleri çokça bulunmaktadır. Kasa patronundur, kurallar patronun isteğine göre şekillenir ve haklar/özgürlükler patrona göre belirlenir. Genel bir amaca göre hareket edilmez. Böylelikle ya çalışanlar koyunlaşmaya başlar ve düzeni bu şekilde kabul ederler ya da isyan edip şirketin çöküşünü hazırlarlar.

Unutmamak gerekir ki şirketi oluşturan o şirketin sahibi ya da yöneticisi değil, şirketin orta ve alt kademesi olan çalışanlardır. Bir kültür, çalışanlar isterse ve inanırsa oturur.

Eğer bir hizmet verenseniz şimdi söyleyeceklerim size tanıdık gelecek. Bir işi yaparsınız, teslim edersiniz ve sırf patronun aklına yatmadığı için doğru olan iş binlerce kez revizyona uğrar ve asıl karar vermesi gereken orta kademe etkisiz eleman olarak sadece sekreterya işi yapar.

Diktatörlük bakış açısı değişmediği sürece kurumlar yıkılmaya mahkumdur. Zira elbet gururuna yediremeyen ve bu işte bir gariplik olduğunu düşünen çalışan baş kaldıracaktır.

20130616-214752.jpg