Starbucks’a yeni fikir!

Zor zamanlarınızda aklınıza birçok fikir gelir. “Keşke” kelimesini kullanmayın deseler de çoğunlukka kullandığınız zamanlarda yeni fikirlere yelken açmışsınızdır. Kişisel olsun ya da olmasın “keşke”ler gelecek için yeni adımları da beraberinde getirir.

Çok yoğun olarak koşuşturduğum günlerdeyim. Akşam bir toplantı için şehir dışından gelip, sabahında İstanbul’un başka bir ucuna gidebiliyorum. Böyle durumlarda da dinç olabilmek için ihtiyacım olan koca bir kahve oluyor. Fakat İstanbul’un korkunç trafiği ve durmadan genişleyen sınırları sebebiyle, her dakika zamanla yarışıyor ve değil bir bardak kahve bazen tuvalete gidecek zaman bulamıyorum. Yine bu hafta, böyle bir andayken aklıma şöyle birşey geldi:

Keşke, yol kenarlarında mobil Starbucks’lar olsaydı…

Amerikan filmlerinde gördüğümüz büyük minibüslerin, coffee shop olarak devşirildiğini ve arabayla kenara çekerek bir bardak kahve alıp yoluma devam ettiğimi hayal ettim. Ne tesadüftür ki, bu fikir benden önce Denver’li bir kızcağızın aklına gelmiş.

Aslında, onun için çıkış noktası pek böyle değil. İnsanların sohbetten ve sosyalleşmekten tamamen uzaklaşması ve kahve kültüründen kopması sebebiyle, bu kültürü ayaklarına getirme adı altında “halka yarar sağlama” projesi olarak konuyu özetlemiş. Ayrıca, destek istemiş ve başlatabilmek için 200 küsür kişiden toplam 14.000,-US$ toplamış. 2013 yazında da Public Coffee adı altında Denver sokaklarında kahve satmaya başlayacakmış.

Public Coffee’nin çıkışı

Çok zekice!

Sonra düşündüm. Ben Starbucks’ın yerinde olsam, İstanbul, New York, Londra gibi kahve düşkünlerinin bulunduğu şehirlerde bu tarz mobil cafe araçları dolaştırırdım. Hem bir mağazayı alıp kurmaktan daha ucuz hem de çalıştıracağınız kişi bakımından maliyeti daha az. Ayrıca, bizlerin buna kesinlikle ihtiyacı var. İstanbul için açılacak yerler aklımda var bile!

Aklın yolu bir, Kim bilir belki de böyle bir düşünceleri vardır ya da bir girişimciye güzel bir akıl vermişimdir! :)

20130407-223256.jpg

Çikolata Zekileştiriyor!

Türk markalarının kronik rahatsızlığı nedir diye sorsalar en başta “zorlukları yönetememek” derdim. Çoğu zaman kendilerini hint kumaşı sanan Türk markalar ve yöneticileri, kullanıcıları için yarattıkları altından kafesten çıkmaktan hep korkar dururlar. Bu sebeple de sosyal medya Türk iş dünyası için kabus dolu bir serüven olarak başlamıştı. Kimin ne dediği, ne istediği ve nasıl cevap vereceği belli olmayan bu korkutucu dünyada, 1 senedir Facebook, Twitter kullanan adamlardan sosyal medya uzmanları yaratıldı ve tüm kontrol onların eline verildi.

İstisnaların var olacağını aklımın bir köşesinde tutarak, Türkiye’deki sosyal medya kanal yönetimlerinin berbat olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Zaten 2-3 senedir pazarda aktif olan sosyal medyanın, Türk guruları nasıl oluştu hala anlamıyorum. Neyse, uzun lafın kısası, tüm bu tümsekler hala sosyal medya alanında akıllıca ve özgün bir Türk projesinin, kampanyasının olmamasına sebebiyet verir. Sosyal medyacıların da bir noktada yaptıkları işin ne kadar zeka gerektirdiğini anlamalarını umuyorum. Ve sırf buna bir ilham kaynağı olması için yeni okuduğum ve “işte bu!!!” Diye haykırdığım konuyu sizlerle paylaşıyorum.

Öncelikle söylemem lazım ki, bahsedeceğim bu sosyal medya olayı bir kampanya ya da proje değil. Twitter platformunun üzerinde kendi halindeki bir kullanıcının kendi kendine yazdığı bir tweet’ten yola çıkarak marka sosyal medya yöneticilerinin akıllıca bir aksiyonu ile alakalı.

Aktörlerimiz iki dev çikolata/gofret markası: Kit-kat ve Oreo.

Yakın bir zamanda kendi halindeki kullanıcı Laura Ellen hem Kit-kat’ı hem de Oreo’yu takip etmesini ti’ye alan bir tweet atmış. Binlerce takipçisi olan Kit-kat bunu görür ve takipçisi için Oreo’yu düelloya davet eder. Hem de XOXO oynayarak. Hemen ajansına Kit-kat gofretli bir görsel çalıştırır ve Oreo’yu “mention” ederek yazdığı tweet’e ünlü marka vaadi “Have a break”i de yapıştırır! Bu düello davetini ETİ, Ülker’e yapsaydı ne olurdu sizce?

A) görmezden gelir
B) ETİ’ye dava açar
C) ETİ’ye sildirtir
D) ETİ’yi engeller
E) her an herşey olabilir

Peki sizce Oreo ne yapmış? Hem rakibini onore ederek hem de XOXO oynayıp yenilme riskini ortadan kaldırarak, XOXO’daki Kitkat gofretini “dayanamadık yedik” diyerek bir görsel koymuş! Tek kelimeyle dahice!

İster önceden planlamışlardır deyin ister demeyin, sosyal medyanın eğlenceli ve anında etkileşim olduğunu anlamış iki markayla karşı karşıyayız. Bu durum hem ses getirdi hem de iki markanın sevenlerine karşı nasıl eğlenceli ve tutkulu olduğunu gösterdi. Darısı bizlerin başına!

Aşağıdaki linkte de gerçek tweetleri bulabilirsiniz!

Way to go Oreo and Kitkat!

20130322-231841.jpg

Apple’a naniiik!

Amerika’da okuduğumu ve çok kuralcı sistemlerini savunduğumu bilenler bu yazacaklarıma şaşıracaklardır. Fakat yazmam gerek. İş güç yapan insanlar olarak bu şımarıklığın farkında olduğumuzu tarihe geçmek istiyorum.

Şu anda hayatımızın her anını ele geçirmiş markaların %90’ı Amerikan. Örnek: Apple, Facebook, Google, Twitter vs vs vs. Hepsi, başlattıkları inovatif iş kollarının en iyisi ve vazgeçilmezleri. Hem fikir hem de işleyiş olarak inovatifler. Fikirler şu anda çok da etkileyici gelmese de, kabul etmek gerek ki Apple’ın iPod’u ilk çıktığında veya Facebook’un yaratığı dünyayı ilk gördüğümüzde hepimiz aptallaşmıştık. Adamlar yeni bir çağ yarattı. Kabul edelim.

Fakat gelin görün ki, bu başarı şımarıklığı da beraberinde getiriyor. Ne demek mi istiyorum? Şöyle anlatayım.

Online Pazarlama sektörünün kıyısından bile geçmiş olanlar bilirler. Facebook tam bir şımarık çocuk misali, kurallarını onu kullanan ajanslara ve hatta kullanıcılara haber vermeden değiştirir. Geçmişte yapılmış uygulamaların çalışıp çalışmayacağını düşünmeden adımlar atar ve ajansların bunlarka baş etmesini izler. Facebook aplikasyonlarını veya connect özelliğini projelerimizde kullanırken, her an kurallarında bir değişikliğe gidip tüm dünyamızı altüst edeceğinden korkarız. Günlerce yazılmış kodlar bir çırpıda yok sayılır. Bir nevi atom bombası atarlar.

Apple, iWorld’ü yarattığından beridir, iOS dünyasında neyin nasıl, nerede ve hangi şekilde olacağına dair tüm aplikasyonculara dayatmalarda bulunur. Sizin uygulamanızın nasıl olmasını istediğiniz pek önem arz etmez. Apple’ın o dünyayı nasıl yaratmasını istediğidir önemli olan. Apple, son kullanıcıların gözünde kraldır ama geliştiriciler için bir dayakçı ağabey modelindedir.

Tüm bu tavırlardan mıdır bilinmez ama Google da kendi Android dünyasını yaratıp buna göre oyunun kurallarını çizmeye çalışır durur.

Hiçkimse de buna bir dur demez, diyemez. Çünkü kullanıcı oradadır, güç onlardadır. Demiştim ki, bugün okuduğum bir haber

helal olsun!

dedirtti.

Mozilla, Apple’a nanik yaptı!

Mozilla, Apple’ın bu anlamsız kısıtlamalarından ötürü platformda olmayacaklarını açıkladı. Mozilla, tabii ki Apple kadar ünlü ve güçlü olmasa da onun da kullanıcı kitlesi bulunuyor.

Ben, şahsen, kendilerinin bu kararını ve çığlığını haklı buldum. Ve tekrar helal olsun diyorum!

20130311-000213.jpg

Vücudumuzda teknoloji – iWatch?

Herkesin beklediği an geliyor! Artık hepimiz Görevimiz Tehlike (Mission Impossible) karakterleri gibi oradan oraya koşabileceğiz.

Apple, bileğe takılabilen iWatch için patentini açıkladı. Hala iWatch adını açıkça kullanamasalar da sağır sultanın bile duyduğu bu teknolojiyi herkes ellerini avuştura avuştura bekliyor.

Tam olarak neler yapabileceğimiz açıklanmış değil. Görünen o ki çalışmalar devam ediyor. Fakat Apple’ın başvurduğu patente dokümanında birkaç tane belirlenmiş özellik var:

– Bileğe sarılan ve esnek bir ekran,
– Esnekten kastımız ekranın bükülebilirliği ve aynı zamanda bilekte olmadığında da düz bir şekilde de kullanılabileceği,
– “slap bracelet” adlandırılması ile 90’ları andıran bir dizayn

Bundan sonraki adım cihazları katlayıp cebimize koymak olacaktır sanırım. Teknoloji tutkunlarının ve özellikle Apple-maniac’ların çıldırdığını duyabiliyorum. Fakat bir durup düşünmek gerek; gerçekten de bunu istiyor muyuz?

Geleceği anlatan, hayal gücü ile canlandırılmış filmlerde çok heyecan verici teknolojileri görür ve imreniriz. Ama birşeyi daha görürüz; kompleks problemler. İnsani duygulardan yoksun, soğuk, karmaşık, insan köleliğinin arttığı ve kötü ellerin kendi leyhlerine kullandıkları bir dünya.

Çok abarttığımı düşünebilirsiniz. Neyse ki kanıtlarım var. Şu an kendi hayatınızı düşünün. Teknoloji daha üstünüze takacağınız bir formata bürünmedi ama her an cebinizde. Arkadaşlarınızla görüşmeyi mi sosyal medya veya aplikasyonlar aracılığı ile konuşmayı mı tercih eder hale geldiniz? Arkadaşlarınız, Facebook veya başka bir platformda bir fotoğraf koyduğunda nereye gittiğini, ne yaptığını izlemek, anlamak ve bunun hakkında dedikodu yapmak istiyor musunuz? Kendi hayatınızı teşhir etmek artık daha çok hoşunuza gitmiyor mu? Tüm bu “hyper-connected” olabilme çabalarınız için kaç tane websitesine, aplikasyona, cihaza en mahrem bilgilerinizi verdiniz? İş başvurularınızdan tutun da yeni bir ortamda hiç tanımadığınız insanların sizin hakkında bilgiye sahip olmasının ne kadar kolay olduğunu fark ettiniz mi? Sosyal medya sayesinde ünlü olanlara ne demeli?

Dünya, hızına yetişemediğiiz bir biçimde küçülüyor ve hepimizi etkisi altına alıyor. Şimdi bir de üstümüze giyip öyle gezeceğiz. Daha ne olabilir ki? Diye düşünüyorsanız; daha hücre/DNA bilgilerinizi hızlı ve kolayca toplayamadılar. Çip takılmasını da eminim göreceğiz. :)

20130224-145707.jpg

İş görüşmesinde dikkat etmeniz gerekenler

Heineken iş başvurularına yepyeni bir bakış açısı getirmiş. Tüm o terleme nöbetlerini ve korku dolu kalp çarpıntılarını bir “flash mob” + “viral marketing” e çevirmiş.

Sanırım yaptıkları bu dahice pazarlama projesini uzunca anlatmama gerek yok. Aşağıdaki linki izleyiniz!

 

Untitled

Heineken: You got the job!

Proje neden mi başarılı?

– gerçek insanlar
– gerçek duygular
– internete yüklenebilecek bir malzeme (prodüksiyon)
– basit ve herkesin anlayabileceği bir konu
– heyecan
– sosyal medya
– oylama mekanizması ile birden fazla insanın konuya entegrasyonu

Tebrikler Heineken!

20130219-220728.jpg