Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Ipek Alkan

10 seneye yakın süredir; farklı sektörlerde faal olan (havayolu, perakende, enerji, kağıt vb.) firmaların yaşadığı problem ve ihtiyaçlara uygun çözümler geliştirip yönetiminde de aktif rol alan; öncelikli olarak Pazarlama, Stratejik Planlama ve Uygulama konularında danışman.

Twitter’ın farklı kullanımı -dikkat gülme krizine sokabilir!

Twitter ilk çıktığında hizmet verdiğimiz kurumlara anlatmak için “micro-blogging websitesi” olarak anlattığımızı hatırlıyorum. O zamanın 160 karakteri, şimdinin 140 karakteri ile düşüncenizi, yaşadıklarını anlattığınız/paylaştığınız bir platform olarak da açıklıyorduk. Anlaması hepimiz için zordu. Bu kadar karaktere ne sığdırabilirdik ki?

Zaman geçti. Twitter, sosyal platformlar arasında lider konuma geldi. Bunun en büyük nedeni ise kullanıcılarının kullanımı farklılaştırmasıyla ilgiliydi. Bir kazayı, politik olayı veya magazinsel bir haberi herkesten ve herşeyden önce Twitter’da görmeye başladık. Fark ettik ki, 140 karaktere çok şey sığdırabiliyormuşuz.

“Çok şeye” yeni bir örnek de yakınlarda oldu.

Amerika’nın ABC kanalının ünlü programı The Bachelorette’in yapımcısı Elan Gale, Thanksgiving günü uçakla bir yerden bir yere seyahat ediyordu. Uçak tehir etmiş ve yolcular aileleriyle beraber olamayacakları için gergindi. Diane adında bir yolcu ise, diğerlerinden daha kızgındı. Etrafa ateş püskürüyor ve hem yolcular hem de hostesler için olayı daha da cehenneme çeviriyordu.

Bunu gören Gale, Diane’e bir kadeh şarap ve bir not gönderdi. Ve hem gönderdiği notu hem de izlenimlerini Twitter’da paylaştı. Diane’in cevabı ve yaşananları an be an Twitter’a post eden Gale’in bu “micro-blog”u tam anlamıyla olay oldu! Hem gülmek hem de şaşırmak için aşağıdaki linkte tüm hikayeyi (kanıtlarıyla) okumaya ne dersiniz? :)

Elan Gale’in delirdiği an:)

20131129-205318.jpg

Google’ın büyülü dünyası

Video

Apple’ın sokaklardaki mağazalardaki ciro ve “lovemark olma” başarısından sonra, tüm rakipleri “müşteriye yakın olmanın” önemli olduğunu idrak etti. Apple’dan sonra Microsoft da mağazalarıyla görücüye çıktıktan sonra sıra Google’a geldi.

Google, yeni yayınladığı bir kararla, “Snow Globe Outlet”lerini, New York City, Washington D.C., Chicago, Los Angeles, New Jersey ve Sacramento’da açacağını duyurdu. Bu projenin adını da “Winter Wonderlab” olarak da koydu.

Bu outlet’lere gidenler neler yapabilecekler?
Google, 3 ana “kullanıcısına kazanım” etrafında durmaya karar vermiş.

1) The Snow Globe -> Yapay karın yağdırıldığı büyük bir küre içerisinde, siz ve arkadaşlarınız hem eğlenebilir, hem de fotoğraf çekerek paylaşabileceksiniz.
2) Play Zones -> Google’ın “oyuncaklarını” kullanabilir, müzik dinleyebilir, oyunlar oynayabileceksiniz.
3) Shop -> Ve Google’ın oyuncaklarından sipariş edebilirsiniz.

Böylelikle, projenin tagline’ı “Play. Create. Chill.” ise cuk oturmuş oluyor.
Olayı sadece güzel cihazlara bakmak, incelemek ve satın almaktan çıkartan Google, Apple’a sokaklarda da savaş açmaya hazırlanıyor besbelli.

Yeni dünyanın ihtiyacı olan, “eğlence”. Her projeyi farklılaştıran karşınızdakine bir duyguyu geçirip geçiremediğinizle alakalı. Bunu da ancak bir tebessümle yapabilirsiniz. Tebrikler Google, Apple hamleni bekliyoruz!

Google

Rahatsanız, yanlış yoldasınız

Çokça sevdiğim laflardan birisi de “Her erkeğin sabah kalktığında pantolonunu giyecek bir sebebi olması gerek”tir. Bu deyiş, erkeğin veya adam olanın aksiyon içinde, hayatın içinde olması, yaşama nedeninin bulunması gerekliliğini anlatıyor.

Doğru. Bence de olmalı. Adam olan evde üretken olmayan, sadece tüketmeye ve yok etmeye meyilli bir şekilde olmamalı, olamaz. Ben inanıyorum ki, herkesin önce kendine sonra da dünyaya katmakla yükümlü olduğu amaçlar var. Bunları saklamak, zamandan çalmak hem kendisine hem de bizlere günah!

Biz, çalışan insanların durumunda evden çıkma sebebini bulmak pek sorun da değil gibi duruyor. Hepimiz sabah 06-07 arasında uyanıp evden çıkma sebebimiz olan işlerimize gidiyoruz.

Peki, gerçekten aksiyon içinde bulunmaya mı gidiyoruz? Bu sebep ne kadar da doğru?

Bir araştırma okumuştum. Beyninizin farklı çalışmasını istiyorsanız, monotonluktan çıkması gerektiğini anlatıyordu. Bunu da başarmak aslında o kadar da zor değil. Araştırma, akşam yemeğinizi yerken hep aynı yerde oturmamayı, işinize giderken farklı bir yolu tercih etmeniz gerektiğinden bahsediyordu. Beyninizin dünyayı farklı bir açıdan görmesine yardımcı olmanız, asıl konuydu.

İnsan, kendisini zorladıkça, rahatlık alanından (comfort zone) çıktıkça yeni şeyleri öğrenir, görür.

Ofislerinize gidiyor ve her sabah aynı şeyi, her öğlen tıpkısını ve akşam üstü de benzerini yapıyorsanız, tamamen “comfort zone”da bulunuyor ve kendinize kötülük ediyorsunuzdur. Rahat rahat hep güvenli yolda ilerleyerek ne birşey öğrenebilirsiniz ne de ilerleyebilirsiniz.

Amerika’da çalışırken şirketim, Huron Consulting Group’un İnsan Kaynakları Müdürü “bir şirkette 2 yıldan fazla çalışmanın kariyer için zararlı olduğunu” söylemişti. Bu tabii uç bir söylem. Hemen gidin istifa edin demiyorum. Ama küçük şeylerle başlayın.

Hiç yapmadığınız bir projede görev alın.
İnsiyatif alın, sonucuna katlanın.
Adım atın.
Strateji kurun.
Geleceğe dair öngörü yapın ve bunun izinden ilerleyin.
Yöneticiniz olmadan da risk alın.
Sunum yapın.
Büyük bir grup önünde Konuşma yapın.

Yapın. Yaptırın. Edilgen olmayın.

Yıllarca okullarda dirsek çürütme ve statünüzü koruma savaşında verdiğiniz bu çaba, bahsettiğim fırsatları hak etmiyor mu sizce?

20131118-230022.jpg

Aristolog ailesine katıldım!

Bir süredir hem burada hem de Aristolog.com adlı gündemi yakından takip eden pazarlama platformunda konuk yazar olarak yazıyorum.

Bugün itibariyle “kadrolu” yazarları olarak aileye katılmış bulunuyorum. :)

http://www.Aristolog.com ‘da da değindiğim farklı konuları takip edebilirsiniz!

20131103-000207.jpg

Bana bu işkenceyi neden yapıyorsunuz?!

Mobilleşen dünyamızda tüm websitelerinin mobi siteleri, tüm aplikasyonların mobil versiyonları var. Ve her geçen gün hem cihazların güncellemelerine hem de kullanıcının alışkanlıklarına göre değişim yaşıyorlar.

Peki gerçekten kullanıcının alışkanlıklarına göre mi değişim yaşıyorlar?

Allah aşkına, kim bu tasarımcılar? Kim bu kullanıcı deneyimine göre uygulamaları şekillendiren insanlar? Neredeler?

Öncelikle UX nedir bir onu hatırlayalım. UX yani “user experience” tasarımı kullanıcının alışkanlıkları/istekleri/öğrendiklerine göre bir cihazı veya uygulamayı kullanmasını kolaylaştırıcı en önemli haritadır. Bunu yapabilmek zordur fakat doğru yapılırsa hem mutlu bir kullanıcınız hem de başarılı bir ürününüz var demektir.

Kullanıcının alışkanlıkları? İstekleri? Öğrendikleri? Ne demek?

Çağın cebimize veya gözümüzün önüne koyduğu cihazların bizlere kazandırdığı belirli hareketler bulunuyor. Bunlara “sliding yapmak” veya “orta tuşa basmak” veya “büyütme/küçültme hareketi yapmak” gibi örnekler verebiliriz. Hareketler artık günlük yaşantımızın parçası olduğunda, artık bu aksiyonlarımıza cihazlardan cevap beklemeye başlıyoruz.

Düşünün. Yeni bir aplikasyon yüklediğinizde, “slide”, “çift tıklama” gibi hareketleri hemen yapmadınız mı? Cihazın ve uygulamanın reaksiyonuna bakmadınız mı?

Tüm bu yazdıklarıma bakınca aslında UX’in “universal hareket dili” olduğunu da düşünebiliriz.

Ne yazık ki, Facebook ile Twitter bu şekilde düşünmüyor sanırım.

Günlerdir, haftalardır beni delirten bir detay var. Facebook’ta mobil aplikasyonunda görselleri yukarı iterek kapatabiliyorken, Twitter’da görselin üzerine bir kere basmanız gerekiyor. Niye? Hele ki bu kadar büyük iki platform, kullanıcının alışacağı tek bir yöntem olmalıyken neden zorlaştırıyor?

Yeni güncellemede birisinin doğru yolu bulacağını umut ediyor. Kullanıcılara kolaylık diliyorum!

20131021-231612.jpg